Türkiye’de İnsan Kaynakları Olmak

Türkiye’de insan kaynakları uzmanı ya da benzer pozisyonda çalışmak zordur. İnsan kaynakları olarak sizden beklenenler çelişkilerle doludur.

İnsan kaynakları olarak adil, tarafsız, empati kurabilen, kendini ifade etmekte güçlük çekmeyen, dürüst ve sağlam bir kişiliğe sahip olmanız esastır.

Bu yazımda insan kaynakları biriminde çalışmanın zorluğunu değil Türkiye’deki işveren profili için insan kaynakları biriminde olmanın zorluklarından bahsedeceğim.

Kurumsal firmalarda çalışan şanslı azınlığı bir kenara koyarsak atölyecilikten yetişen, kurumsallık hedefi olmayan yani alaylı işverenler için çalışanlar anlatmak istediklerime hak vereceklerdir.

İnsan kaynakları birimi tüm üst yönetimden ayrı bir yapıya sahiptir. Çünkü müdür bile en basit tabirle bir işçidir ve doğal olarak hata ve hile yapabilir ve şirketin kırmızıçizgilerini aşabilir. Doğal olarak İK’nın ast üst demeden herkesin hatasını görecek ve önlem alacak, ceza-ödül sisteminin  mekanizmalarını çalıştıracak özerk bir yapısı olmalıdır.

Bu bahsedilen ilkeler ülkemizde “fantezi” den öteye geçemez.

Bizim ülkemizde İK denilince ilan veren, cv eleyen, insanları uyaran hatta özlük işlerini de üstlenip bordro hazırlayan eli yüzü düzgün insanlar gelir.

Üst yönetimce dokunulmaz kişilere dokununca ya da gayri resmi olarak yürütülen işlemlere karşı koyunca rahatlıkla gözden çıkarılabilen İK zaten gelir ayağı olmayan bir birim olduğu için muhasebeciler gibi külliyen zarardırlar.

Somut olarak kasaya para koyamayan yani satış ve üretimde yer almayan İK birimi kurumsal olmayan şirketlerde patronların iki dudağı arasında dururlar ve o şirketten emekli olamayacaklarını bilerek yaşarlar.

Sadece ilan vermek ve gelenlerle görüşmekten ibaret sanılan insan kaynakları ön lisans mezunu ya da herhangi bir lisans mezunu olan insanların, özellikle kadınların ilgi odağında bir meslek.

Performans değerleme, kariyer planlama, yabancı dil gereksinimi, temsil yeteneği, akademik kariyer zorunluluğu, yönetmelik ve prosedürleri hazırlamak, şirket kültürü oluşturmak konularında hiç bir fikri olmayan insanların insan kaynaklarını yapılabilir, kolay iş statüsünde görmesi sıkça rastlanan bir durum.

Ülkemizde insan kaynaklarının başlıca görevlerinden biri özlük dosyasının nizami, güncel ve muntazam durumda olmasını sağlamaktır. Özlük dosyası resmi evrakları içerdiğinden bu dosya işçi işveren anlaşmazlıklarında kanıt niteliği taşır ki davalarda ilk başvurulan unsurdur.

İşçi işveren arasında yaşanabilecek anlaşmazlıklarda başlıca kanıtları içinde barındıran bu dosya sizce insan kaynakları tarafından tarafsızca ve dürüstçe hazırlanabilir mi? İşçi yanlı kanıtlar toplayan bir İK sizce ne kadar işinde kalabilir. Sizce kaç patron “60.000 tazminat ödedik ama aferin dürüstçe davrandın” der?

Yok, “ben katı kurallara sahip değilim. Bu ülkede her türlü ben bu işi yapacağım. Ben ayak uyduracağım” diyorsanız ve kurumsal bir şirkete girecek çapınız olmadığını bilerek gerçekçi davranıyorsanız İK’nın yanında yapacağınız iş özlük işleri ve bordrolama elemanlığıdır.

Bu arada özlük işlerini yürütürken İK biriminin hakkıyla çalışması neredeyse imkânsızdır. Özlük işleri; bordrolama, işe giriş işten ayrılma işlemleri, aylık bildirgeler, eksik gün işlemleri, izinler, puantajlar, icralar, avans, ücret ve yan hakların ödemeleri, tazminatlar, tahakkuk kayıtları, maliyetleme vb. konularla ilgilenirken, insan kaynakları; mülakatlar, ilanlar, organizasyon şemaları, sözleşmeler, yönetmelikler, prosedürler, ödül-ceza sistemi, önemli günlerin takibi, performans değerleme, kariyer planlama, savunma talep yazıları, ihtarnameler, ücret ve yan hak sistemleri, oryantasyon vb. konularla ilgilenmektedir.

Bu bir çırpıda sayılan işlemleri IK adı altına sığdırmak ve bir kişiye yüklemek işverenin kendisini kandırmasından başka bir şey değildir. IK birimine alınan bir personel, özlük işlerine müsait oldukça bakarsa o bordrolardan hayır gelmez. Aylık bildirgeler risk altındadır. Özlük işlerine alınan bir personel müsait oldukça IK ile ilgilenmesi durumunda ise alınan personelin kalitesi, şikâyetlere dönüş, savunma ve ihtar süreleri, özlük dosyasının güncelliği, şirket ile işveren arasındaki davalar ve en nihayetinde şirket kültür ve kalitesi riske girecektir.

Hani gazetede ilanlara bakarken “sulu yemekten anlayan döner ustası aranıyor” gibi ilanlar görürsünüz ya, bu iş de öyledir. Sizi biri için alır, diğer işi de  yamarlar. Döner ustası olarak alındığınız işinizde sulu yemek yapmak zorunda kalırsınız. Bunun sonucunda ne döneriniz bir şeye benzer ne de yemeğiniz. İşler kötü gitmeye başlayınca da siz günah keçisi olursunuz.

Sanmayın ki bunlar İK’ya özgü dertler. Eğer bir işveren üretim ve satıştan başka her şeyi külfet ve yük olarak görüyorsa emin olun neredeyse tüm çalışanları aynı dertten mustariptir. Eğer muhasebeyi, İK’yı, halkla ilişkileri ve özlük işlerini sadece kâr eksenli düşünmeyecek kadar akademik bilgi sahibi ve ileri görüşlü bir işveren ise zaten tüm çalışanlar kıymetli ve mutludur.

Diyeceğim o ki; işçilerin değil işverenlerin eksikleri yüzünden insan kaynakları kolayca harcanıyor. Eğitilmesi gereken işçi kadar işverenlerdir de.

Yorum Yap

Menü