Endüstri 4.0 ve İnsan Kaynakları 4 – Karanlık Fabrikalar ve İK Üzerindeki Etkileri

Endüstri 4.0 ve İnsan Kaynakları

Öncelikle değişimden korkmamayı öğrenmemiz gerekiyor. Üreten yada tüketen taraftan birinde insan var olduğu sürece İK olacaktır.

Endüstri 4.0 insanlığın çalışması gerekliliğini bitirmeyecektir. İnsan doğası gereği amaçları uğruna çabalayan ve aktif olarak üretimde bulunması gereken bir unsurdur. Endüstri 4.0 insanlara üretimde farklı roller biçecektir. Gelecekte çalışanlar için, ağır şartlar altında, beden gücünün sınırlarını zorlayarak çalışmak ya da ofislerde oturup dirsek çürütmek yerine, kendinden organize süreçler içinde kendi uygulamalarını takip etmek ve üretim stratejileri geliştirmek çerçevesinde olan işler ana çalışma ögeleri olacaktır. Üretim süreçlerini takip ve kontrol eden çalışanlar üretimin hala ana unsurudur.  Çok sayıda üretim sistemi olacağından aynı zaman da bunları kontrol edecek insan sayısı da artacaktır. Çalışanlar, sorumluluklarını yerine getirmezlerse makine değil insan odaklı sorunlar ortaya çıkacak ve aksaklıklar yaşanacaktır. Bu açıdan insanlar 4. Sanayi Devrimi’nde üretim için en önemli unsurlardan biridir. (Kahraman, 2017)

Endüstri 4.0’ın insan kaynakları ve işgörenler üzerindeki genel etkileri şu şekilde bir dizi muhtemel değişikliğe uğrayacaktır;

  • Her sanayi devriminin getirmiş olduğu gibi 4.0’da iş yaşamına yeni meslekler kazandıracaktır. Yapılan araştırmalara göre 2020’li yıllarda istihdamın %6 büyümesi hedeflenmektedir. Yeni meslekler sayesinde eğitim sektöründe büyüme gerçekleşecektir.
  • Büyümeler sayesinde tüketim artacak bu durum ekonomiye yansıyacaktır. Bu yeni meslekler ara eleman veya beyaz yaka seviyesinde olacaktır.
  • Madalyonun diğer yüzünde ise; Robot işçiler sebebiyle özellikle mavi yaka pozisyonlarında birçok çalışan işlerinden olacaklardır. Bu durum sebebiyle ücret seviyeleri (mavi yaka pozisyonlar için) piyasanın görünmez eli sebebiyle aşağı çekecektir.
  • Sanayi devrimi ilk olarak üretim sektörü çalışanlarını etkileyecektir. Tüketiciler makinelerle iletişime geçtikçe sanayi devrimi hizmet sektörün mavi yakalarını da vuracaktır. Çünkü psikoloji gereği tüketiciler insan yerine makineler ile işlerini gerçekleştirmek isteyeceklerdir. Bu sebeple hizmet sektörlerinde de ücret seviyesi düşecektir.
  • Orta vadede ise nüfus artış hızı düşünüldüğünde işsizlik çalışanların baş etmesi gereken bir sorun olacaktır. Kurumlar az insan gücü ile çalıştığı için terfi süreçlerinde azalma meydana gelecektir.
  • Yazılım, Bilgi işlem vb. bilişim bilgileri tüm çalışanlar için aranan standart yetkinlik olacaktır.
  • Yaşanacak toplumsal değişimin insanlarda etkisi olacaktır. İnsan makine iletişimin psikolojik tarafı da düşünüldüğünde psikolog, psikiyatr meslekleri önem kazanacaktır.
  • Standartlarından aşağı indirmek istemeyen çalışanlar işyerlerinde mutlu olmasalar bile çalışmaya devam edeceklerdir. Bu durum sebebiyle işyerlerinde mobbing ve benzeri baskılar artacaktır.
  • Büyük veri sayesinde herkes her bilgiye ulaşabildiği için küçük yatırımcılar, butik kurumlar doğacaktır. Bu sebeple “girişimcilik” Sanayi 4.0’ın fırsatlar bölümünde yer alacaktır. Küçük işler küçük firmalara yaptırılacağı için Home Office çalışma ön plana çıkacaktır. (Karakaş, 2016, s. 7-8)
  • Üretimde insan faktörü olmayacağı için özellikle fabrikalarda mavi yaka alanında birçok işten çıkarmalar olacaktır. İşten çıkarmalar yoğun yaşanacağı için işe alım mülakatlarından daha ziyade işten çıkış mülakatları önem kazanacaktır. Belki de günümüzde işe alımlarda profesyonel danışman firmalarıyla çalıştığı gibi o yıllarda da işten çıkış mülakatları için profesyonel danışmanlık firmalarıyla çalışılacaktır.
  • Üretim sektöründe yoğun robot kullanılması nedeniyle hizmet sektöründe patlama yaşanacak. Hizmet sektörünün çeşitlenmesiyle yeni meslekler, yeni unvanlar bulunacaktır.
  • Geçerli ve yüksek vasıf gerektirmeyen sektörlerde nüfusun büyük çoğunluğu işsiz kalacağı için her ülkede sosyal devlet algısı yerleşecektir.
  • Birçok sektörde yapay zeka ve robotlar çalışacağı için terfi süreçleri sekteye uğrayacaktır.
  • Çalışanlarda aranan yetkinliklerin standardı çok üst seviyeye çıkacak. Mesela tüm çalışanlardan default yazılım/donanım mühendisi yetkinliğinde yetkinlik istenecek.
  • Big Data ve bulut teknolojisi sayesinde home-office (evden çalışma) kavramı hayatımıza tamamen yerleşecektir. Esnek çalışma saatleri tamamen esneyecek, 8-6 veya 9-5 kavramları tamamen tarih olacaktır.
  • Çalışan sayısı azalacağı için motivasyon yönetimi çok önem kazanacaktır. İK’nın maaşları yapan birim algısından kurtulup en önemli görev tanımından birisi motivasyon yönetimi unsuru alacaktır. (Endüstri 4.0 ve İnsan Kaynakları İlişkisi, 2017)

Sanayi 4.0 sayesinde hem çalışan gücü artacak hem de azalacak. Bu paradoksun açıklaması politik sebepler. Kısaca açıklamam gerekirse; Sanayi 4.0 Almanya tarafından ortaya atılmış bir kavramdır. Almanya’nın (Dolayısı ile Avrupa Birliği’nin) nüfusu yaşlı ve Çin’e göre düşüktür. Avrupa, Çin’e üstünlük sağlamak için nüfusu arttırmak yerine Çin’in en güçlü olduğu alan olan mavi yaka iş gücünü hedef alan bir kavram ortaya attı.

Sanayi 4.0 ile mavi yakada istihdam oranı azalacak fakat beyaz yakada artacaktır.  Şu an bizim için paradoks gibi görünen bu olgu Almanya veya Avrupa Birliği için bir reçete sayılmaktadır.

İnsan kaynakları Profesyoneli olarak belirtmek isterim ki; sanayi 4.0’da çalışanların var olabilmesi için nitelikli iş gücüne terfi etmeleri gerekmektedir. (Karakaş, 2016, s. 7-8)

İK birimindeki öncelikli değişim ‘tüketicileşmeyi İK’ya yansıtabilmek’, yani çalışanın evinde sahip olduklarına ofiste de sahip olma eğilimi olarak öne çıkıyor. Çünkü evde kişisel cihazlar internete bağlı ama iş ortamında hala idealden uzak bir yapı var. En azından çalışanların şikayetleri bu ve zaten bu nedenle işyerinde mutsuz çalışan sayısı pek yüksek. İşte bu nedenle İK biriminin, çalışan deneyimini geliştirmek için sürekli Ar-Ge yapması da şart.

Üretimde robotları kullanımı gibi adımlarla bilişimin gelişiminden korkmak yerine, teknoloji ile işbirliğini sağlayacak yöntemlere eğilmek. Bu tarz bir işbirliğinin gerek bireylere gerek kurumlara fayda sağlayacağı son yıllarda sıkça dile getiriliyor. Üretim süreçlerinin yanında, İK süreçlerinde de aday bilgilerinin İK bilgi sistemine girilmesi ile istihdam, atama ve terfi gibi süreçlerde çok daha doğru kararlar alınabildiği görülüyor. Genel kanı, İK süreçlerinde, bu gibi yapay zeka (AI) ögelerinin kullanımının katlanarak artacağı yönünde.

Kuralların gücünü ve kuralcılığı tüm süreçlerde en aza indirmek. Kurallar insani yargıların üstünde olup standartlar yaratır, ama insanlar da insani yargılara, özellikle de kendilerininkilere inanıp güvenme eğiliminde. Kurallar bir temel oluştursa bile iş süreçlerindeki etkisinin, insani analitik yetkinliğini ezmeyecek biçimde kurgulanması işte bu nedenle önemli. Bunun için de kurum içindeki tüm departmanlara yeni bir yol haritası çizme görevini üstlenen İK’nın kuralları en aza indirmek, kurumsal işleyişi olumsuz etkilemeyecek veya kurum içinde anarşiye yol açmayacak yöntemleri geliştirebilmesi 2017 yılı ile birlikte önemli bir gündem maddesi olacak. (Aybars, 2017)

Karanlık Fabrikalar

Karanlık fabrikalar, bir başka deyişle ışıkların söndürüldüğü fabrikalar, tamamen otomatik sistemlerle donatılmış ve bünyesinde hiçbir insanın varlığına ihtiyaç duymayan yapılardır. Günümüz fabrikalarının birçoğu karanlık fabrika özelliğini barındırmakta fakat bu yerlerde parçaları kaldırmak, kurmak gibi tipik insan gücü gerektiren yerlerde işçilerin çalışması mevcut yapıları gereği bir zorunluluktur. Günümüz tüketim sektörünün aktivitesi ve arz talep arasındaki farkın açılmasını önlemek amacıyla birçok fabrika kendi kapasitelerindeki teknolojinin sağladığı imkanlar dahilinde artan talebin karşılanabilmesi ve fabrikanın kendi finansal gücünü artırabilmek için vardiyalar arasında karanlık üretim yapmaya başladı. Karanlık fabrikalarda ham maddenin fabrikaya girişinden ürünün fabrikadan çıkışına kadar olan sürede yok denecek kadar az insan müdahalesine ihtiyaç duyulur veya hiç duyulmaz.

Karanlık fabrikalarda gerçekleştirilen üretim sistemi imalatta devamlılığı sağlayan bir otomasyon formudur. Eğer karanlık üretime insanlar dahil olsaydı otomasyon sistemiyle gerçekleştirilen bu iş içinden çıkılması güç bir hal alabilirdi. Örneğin; yapılması gereken bir işlev sırasında yüksek sıcaklık, yüksek kilolarda ağırlık ya da zehirli gazlar veya diğer tüm tehlikeli çalışma koşulları yer aldığında bu işlevleri gerçekleştirmek için insanlar yerine robotlar kullanılarak iş güvenliğinde de sorunsuz bir şekilde işleyiş sağlanmış oluyor.

Karanlık fabrikalarda üretimin faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Artan verimlilik
  • İşgücü maliyetinde azalma
  • Ekipman işletimini artırmak için işgücüne duyulan ihtiyacı azaltmak
  • Şirketlerdeki yüksek vasıflı çalışanların işlerine odaklanmalarını ve teknik bilgi ve becerilerini kullanabilmesini sağlamak
  • Enerjide verimlilik sağlamak
  • Artan verimlilikle rekabet avantajı

Sistemin ilk örneği Çin’de kurulan cep telefon modülleri üreten bir fabrika. Fabrikada kullanılan bir robot kolun 6‐8 işçinin yapabileceği işi tek başına yaptığı ve sistem kurulmadan önce fabrikada çalışan işçi sayısının 650 olduğu ve sistemle birlikte bu sayının 60’a indiği fabrikanın genel müdürü tarafından açıklandı. Sistemin fabrikada aktif olarak kurulup çalışmasıyla birlikte ürün çıktısındaki kusurlu parça oranının %25’lerden %5’lere kadar düştüğü gözlemlenmiştir. (ALKAN, 2017)

İşsizlik ve İstihdam

Endüstri 4.0 hakkındaki en büyük iki kaygıdan biri güvenlik iken, diğeri de robotik sistemlerin yaygınlaşması sonucunda iş kaybı yaşanması. Aslında bu kaygının gerçekçi olmadığını görmek için Üçüncü Endüstri Devrimi dönemine bakmak yeterli olacaktır. Bu devrim sırasında özellikle otomotivde otomasyon artarken işsizlik artmadı. Tam aksine, Üçüncü Endüstri Devrimi’yle gelen ekonomik büyüme, yeni ve inovatif iş alanlarının doğmasına, yeni mesleklerin ortaya çıkmasına (otomasyondaki robot ve makinelerin bakımı/ tamiri gibi), iş imkânlarının artmasına yol açtı.

Dolayısıyla, Endüstri 4.0 için de aynı beklenti içine girmek mantıklı olacaktır. Dünya genelinde kaydedilen her gelişme beraberinde bir değişim süreci getirir. Ama bu değişim sürecinde her zaman yeni fırsatlar doğar. Endüstri 4.0 yatırımlarının kısa vadede yüzde 6 istihdam artışı sağlayacağı, uzun vadede ise başta BT ve mekatronik alanlarında olmak üzere nitelikli iş gücü talebinin ciddi düzeyde artacağı öngörülüyor. Bu beklentiler gerek devletlerin gerekse bireylerin eğitim sisteminden beklentilerini de değiştirecek gibi görünüyor. (Geleceğe Bakış: Beklentiler ve Sorumluluklar, 2016, s. 15)

Endüstri 4.0 şüphesiz yeni sektörlerin açılmasına ve geride kalmış sektörlerin yok olmasına sebep olacaktır. Bu durum yalnızca sektörler için değil insanlar, şirketler ve ülkeler için de böyledir. Yeni endüstriye ayak uyduramayan her şey bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Örnek verecek olursak ilk başlarda kol emeği ile çalışan insanlar işlerin kaybetmeye başladı, sonra teknisyenler, şimdi de mühendisler işlerini kaybetmeyle karşı karşıya kalmış durumda. Endüstri 4.0’ın pozitif yönler olumsuz etkilerin kısmen düzeltebilir her ne kadar istihdam sorunları olacaksa da yeni iş alanları da ortaya çıkacaktır.

Eğitim

Dördüncü sanayii devriminde üretim ve üretkenlik kas gücü ile değil hayata geçen fikirle, şirketlerin inovasyon kapasitesi ile doğru orantılı olacak. İnsanlar kas gücü yerine entelektüel birikimleri ile alın teri döküyor olacaklar. Bu nedenle Endüstri 4.0’ın en büyük zorluğu öncelikle insan kaynağıdır.

Özellikle Türkiye gibi genç nüfusa sahip ülkemizde gençlerimizi Endüstri 4.0’ın gereksinimleri doğrultusunda yetiştiremezsek, işsizlik oranı artarken, karşılanamayan nitelik gerektiren açık pozisyonlarında fazla olduğunu görüyor olacağız. (TOBB, 2016, s. 22)

Ülkemiz için dördüncü sanayi devriminde başarılı olmanın yolu eğitimden geçiyor. Aksi takdirde gelişmiş ülkelere göre düşük olan işgücü maliyetimizin ve üretkenliğimizin anlamı kalmayacak.

Bu zorluğu aşmanın yolu bir an önce hem ülke hem de kuruluşlar olarak Endüstri 4.0 stratejilerinin belirlenmesi ve Endüstri 4.0 gereksinimleri doğrultusunda eğitim sisteminin revize edilmesi, şirketlerin de çalışanlarını yeni yetkinliklere sahip olmasının sağlamasıdır. Çünkü bundan 5-10 yıl sonra bugün var olmayan birden fazla disiplini içeren birçok mesleğin ortaya çıktığını ve bazı mesleklere olan ihtiyacın ortadan kalkacağını değerlendiriyoruz.

Türkiye henüz üçüncü sanayi devriminin gereği olan otomasyon ve bilişim sistemlerine geçiş sürecini tamamlamadı. Sanayiye genel olarak bakıldığında yüksek ve orta seviyede teknolojik yapıda sanayi kuruluşlarının ürettiği katma değerin toplam katma değer içinde sadece yüzde 25 olduğu görülür. Bu da Türkiye’nin şansını zayıflatıyor. Türkiye yüksek teknoloji üretimine öncelik verecek şekilde yapılanmalı. Şu anda görünen ticaretin üretimin önünde olduğu ve bu durumun sürdürülemez olduğudur.

Sanayi 4.0 yetişmiş insan gücü için altın bir fırsat. Daha çok teknik elemana ihtiyaç duyulacağı açık. Genel olarak bakıldığında Sanayi 4.0 yetişmiş insan gücü kullanan ve bunu teşvik eden bir sanayi devrimi. Gün geçtikçe vasıfsız insan gücünün çalışacağı sektörler azalıyor. Bu nedenle vasıflı insan gücü yetiştirmek şart. (TOBB, 2016, s. 25)

Yorum Yap

Menü