Endüstri 4.0 ve İnsan Kaynakları 2 – Dünya’da ve Türkiye’de 4. Sanayi Devrimi

Doğu Batı Ekseninde Endüstri 4.0 Savaşı

Birinci Endüstri Devrimi’nden itibaren sanayileşme süreci özellikle Batı Avrupa ve ABD’de serpilip gelişti. Dolayısıyla bu bölgelerdeki ülkeler hızla üretim merkezi haline gelirken aynı zamanda elde edilen gelir sayesinde tüketim merkezlerine de dönüştüler. Böylesine büyük miktarlarda üretim için ihtiyaç duyulan ham maddeler ise henüz endüstri trenine binmemiş gelişmekte olan ülkelerden, oldukça uygun fiyatlarla elde ediliyordu.

Fabrikaların artmasıyla birlikte, vasıfsız iş gücüne yönelik ihtiyaç da arttı. Pek çok yoksul insan fabrikalarda, çok düşük ücretlerle ve kayıt dışı şekilde çalıştırılmaya başladı. İşçilerin sayıca çoğalması, beraberinde işçi haklarına yönelik yasal düzenlemeleri de getirdi. İşçi ücret ve haklarının yasalarla koruma altına alınması, işverenler açısından yüksek maliyetler anlamına geliyordu.

Sanayileşmeyle birlikte atıkların sayısında önemli bir artış görülmeye başlamış, çevre sorunları gözle görülür hale gelmişti. Sağlıksız ortamlarda yaşamayı protesto eden topluluklar, idari kadroları çevreye ilişkin yasal düzenlemeler yapmaya teşvik etti. Böylece işletmelerin çevre maliyetleri de arttı.

Yasal düzenlemeler, kaynakların sınırlı olması, ham madde fiyatlarındaki artış gibi nedenlerle üretim maliyetleri arttı.

Aynı dönemde, az gelişmiş ülkeler de içinde bulundukları durumdan kurtulmanın, ham madde temin etmenin ötesinde üretime de geçmenin yollarını arıyordu. Böylece, gelişmiş ve gelişmekte olan ya da az gelişmiş bölgeler bir işbirliği sürecine girdiler. Gelişmiş ülkeler ellerindeki finansal kaynakları ve bilgi birikimini az gelişmiş ülkelere aktarırken, az gelişmiş bölgeler de üretim alanlarını gelişmiş ülkelere açtılar. Böylece Brezilya, Arjantin, Türkiye, Hindistan, Endonezya, Tayvan, Tayland gibi ülkeler de daha güçlü finansal kaynaklarla teknolojik ve endüstriyel gelişim sağlama imkanına kavuştular. Bu süreç de bilgi birikimi, istihdam ve ilerlemeyi beraberinde getirdi. Gelişmiş ülkeler ise üretim maliyetlerinin yüksekliği ve pazar doygunluğu nedeniyle yaşadıkları sıkıntılardan kurtulmak için bir fırsat elde etti. Özellikle Çin, gelişmiş ülkelerdeki pazarların doygunluğa ulaştığı bir dönemde önemli bir pazar ve yoğun bir işgücü kaynağı olarak ön plana çıktı. (Neden Yeni Bir Endüstri Çağı?, 2016, s. 7)

2000’li yılların başında piyasaya çıkan Euro sayesinde Avrupa Birliği, tam olmasa da tek bir ekonomik sistem olarak hareket etme yetisine kavuştu. Çin ise farklı bir yöntem izledi. Ucuz iş gücü ile üretimi kendi ülkesine taşıdı. Bu dönemden sonra Batılı olarak nitelendirdiğimiz birçok marka ucuz işgücü sebebiyle üretimlerini Çin’e kaydırdı. Tabi üretimi fiilen yapan Çin, üretimi nasıl yapacağını da öğrendi. Bu sayede Çin, tarım toplumundan aya insansız araç gönderebilecek seviyeye geldi. Ucuz iş gücünün Çinli çalışanlara maliyeti çok ağır oldu. Bir o kadar da uzun dönemde batılı şirketlere de maliyeti çok ağır oldu. Çünkü şirketlerden ürünleri nasıl yapacağını ters mühendislikle veya üretim esnasında inceleme ile öğrenen Çinli şirketler her şeyin ucuz taklidini yapmaya başladı.

Bu durum ise global ölçekte gerçekten marka olabilen kurumların satış ve kar oranlarını düşürdü. Çin’in bu baskını önlemek ve Amerika ile –ekonomik anlamda- mücadele edebilmek için PDF, SAP, Jet uçakları ve roketleri bulan Almanlardan farklı bir hamle geldi. (Karakaş, 2016, s. 4-5)

60 yılın endüstriyel güçleri, üretim rekabetindeki üstünlüklerini büyük bir hızla Çin, Hindistan ve Brezilya’nın öncülük ettiği yükselen ekonomilere kaptırır hale geldi.

 

Böylesine kapsamlı bir devrim ve dönüşüm sürecinde kuşkusuz en önemli unsur devlet katkısı ve desteği. Finlandiya ve Çin’de devlet desteğiyle, ABD’de kâr amacı gütmeyen kuruluşların katkısıyla şekillenen Endüstri 4.0 için Almanya hükümeti de ciddi yatırım yapıyor. 2020 yılına kadar Endüstri 4.0 projelerine her yıl 40 milyar Euro yatırım sözü veren hükümet, bu açıdan özel sektör işletmeleri için de cazip bir inovasyon ortamı yaratıyor. PWC araştırma şirketinin Almanya’da 235 firma ile yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre, işletmeler gelecek 5 yılda yıllık cirolarının yüzde 3,3’ünü Endüstri 4.0 odaklı projelere ayırmayı planlıyor. Bu projelerin alacağı devlet desteğinin, sürecin hızlanmasına katkı sağlaması bekleniyor. Avrupa genelindeki Endüstri 4.0 yatırımlarının yıllık tutarının ise 140 milyar Euro’ya ulaşacağı tahmin ediliyor. (Geleceğe Bakış: Beklentiler ve Sorumluluklar, 2016, s. 15)

Batı ülkeleri prototip, üretim hızı ve pazara çıkış süresini minimize ederek ürünü pazara hızlı sunmak, değişen müşteri ihtiyaçlarına göre kişiselleşmiş ürünleri aynı üretim bandında üreterek esnekliği yakalamak ve daha az maliyetle daha fazla ve hızlı ürün üreterek verimliliği yükseltmek yönünde 4. Sanayi Devrimini başlatmıştır. Burada hedef Doğu’nun ekonomik tehdidine karşı kendini savunmak ve tekrar liderliği garanti altına almaktır.

Dünya’nın Endüstri 4.0’a Yatırımı ve Beklentileri

Almanya 4. Sanayi Devrimi için 2015-2020 yılları arasında yıllık 40 milyon Euro yatırım yapmayı planlamakta olup bu tutar Almanya’nın yıllık toplam satış tutarının %3’üne isabet etmektedir. Bu yatırım karşısında Almanya 2020’den sonra yılda 30 milyar Euro gelir artışı hedeflemektedir.

AB ülkelerinin aynı süre zarfında yapmayı planladığı yatırım miktarı ise 140 milyon Euro olup karşılığında beklediği gelir ise yıllık 110 milyar Euro’dur.

Şu an Endüstri 4.0’a geçiş şartları göz önüne alındığında Finlandiya toplam fabrika sayısının %40’dan fazlası akıllı fabrika durumundadır ve açık ara öndedir. Geleceğin silikon vadisi olarak görülen Finlandiya’nın tarım dışı toplam istihdam oranının %8’i ileri teknoloji ürün üretiminde çalışmaktadır.

Almanya’nın köklü şirketlerinden Siemens’in Augsburg’da yer alan Endüstri 4.0’a tam uyumlu fabrikasından alınan verilere göre aynı üretim bandından binin üzerinde farklı ürün üretilebilmekte, ayda bir milyonun üzerinde ürün üretilmekte, bu üretime insan katkısı sadece yüzde yirmi beş oranında olup hata oranı bir milyonda on iki olarak tespit edilmektedir. Bu fabrikada üretilen ürünlerim maliyeti Çin’de üretilen muadillerinden daha düşüktür.

Türkiye 4. Sanayi Devriminin Neresinde?

Türkiye bugün hem makine ithalatçısı hem de makine üreticisi durumundadır. İthal edilen makinelerin çoğu akıllı (bilgisayar kontrollü) makinedir ama bunları kullanmakta sıkıntı yaşanmakta olup işletmeci, makinelerin özelliğinden yararlanamamaktadır. Türkiye’de akıllı makine denebilecek seviyede bir üretim yapılamamaktadır. Bunun sonucu olarak da içeride ve dışarıda talebi olan makineler yerine, metal maliyeti yüksek, ucuz makinelerin üretimi sürmektedir. En gelişmiş sanayi üretim birimlerinde akıllı makineleri birbiriyle konuşturmaya da henüz başlanmadı. (TOBB, 2016)

Günümüz küresel ekonomisinin karmaşık yapısı, sınırlı kaynakların dengeli ve verimli kullanımını giderek daha zorunlu hale getirmektedir. Ancak bu zorlukların üstesinden gelinmesi, sürdürülebilir bir ekonominin ayakta tutulması ve daima ileriye giderek çağı yakalamaktan başka bir çıkar yol görünmemektedir. Bu kapsamda, gerekli olan verimli politika ve uygulamaların yapılabilmesi için bilgisayar temelli iletişim ağlarının yaygınlaşması ve özel sektör ile kamunun sürekli işbirliği içinde olması önem taşımaktadır.

Türkiye’nin sanayi, teknoloji ve kalkınma politikalarının verimli hale getirilmesi ve ihtiyaç odaklı uygulamaların geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Diğer taraftan, Türkiye’nin orta gelir düzeyi kıskacından kurtulması, verimlilik esaslı ekonomilerden bilgi ekonomisine adım atabilmesi için ise doğru tanımlanmış ihtiyaçlara dayanan etkili stratejilerin geliştirilebilmesine bağlıdır. Mevcut durumda ihtiyaçların doğru tanımlanması, kamu, özel sektör ve sivil toplumun bir araya gelmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye’deki iş kültürüne işbirliği yaklaşımının kazandırılması ve bunun geliştirilmesi ile birlikte bilgi toplumuna geçişin hızlanacağı öngörülmektedir.

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz, ekonomistlerin orta gelir tuzağı olarak ifade ettikleri durum, kişi başı milli geliri belli bir seviyeye ulaşan bizim gibi ülkelerin AR-GE ve yenilik kültüründen uzak üretim tarzı ve geleneksel iş yapma modellerine bağlı kalması nedeniyle, yeni bir değer yaratamaması sonucu kısır döngüye girmeleri ve gelişmiş ülke kategorisine ulaşamamaları durumu olarak tanımlanabilir.

OECD verilerine göre orta gelir olarak ifade edilen 1-12 bin dolar aralığı, aslında 2008 sonrası yaşanan ekonomik kriz ve sonrasında Amerika’nın yaptığı parasal genişlemeler çok dikkate alınmaksızın oluşturulan referans noktası olarak literatürde yer almaktadır. Dolayısıyla bu tuzağın biraz daha büyük rakamlara ötelenmiş olması gerekmektedir. Bu problemle karşı karşıya olan ülkeler, genellikle BRICS olarak ifade edilen, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın yanı sıra, Asya kaplanlarından Tayland, Filipinler, Malezya, Endonezya, Avrupa’dan ise Bulgaristan, Macaristan ve Polonya ile birlikte, ekonomik kriz içindeki Yunanistan, İspanya ve Portekiz dahi bu liste içerisinde yer almaktadır. Ülkelerin bu tuzağa düşmemesi için ekonomistler farklı farklı öneriler sunmaktadırlar. Bu önerilere nereden bakılırsa bakılsın, hepsinin odak noktasında AR-GE ve yenilik olduğu rahatça görülebilmektedir.

Türkiye’nin ucuz işgücü ile başladığı kalkınma yolculuğu, büyüme hedeflerine ve konjonktürel gelişmelere bakılırsa, kısa bir süreliğine de olsa mola vermiş gibi görülmektedir. Aslında gelinen nokta, daha önce hiç yaklaşamadığımız farklı bir eşik olarak karşımıza çıkmakta. Bu eşiği aşmanın ve toplumsal gönencimizi geliştirmenin kısıt koşulu ise bilim ve teknoloji kaldıracını katma değeri yüksek alanlara taşıyarak rekabet düzeyimizi artırmaktan geçmektedir. Sanayi devrimini ıskalayan ülkemiz, yaşanılan bilgi-iletişim devriminde doğru konumlanmak durumundadır. Aksi takdirde, telafisi mümkün olmayan kayıplar yaşayacak ve çok hızlı dönen dünyada farklı bir ligde mücadele etmek durumunda kalacaktır. Bilgi toplumuna dönüşüm için kas gücünden farklı olarak öğrenmeye açık, araştıran, sorgulayan, karşılaştıran ve akli melekeleri ile üreten dinamik bir insan kaynağına ulaşmak gerekiyor. Bu kaynağı yaratacak dönüşümü ise ivedilikle gerçekleştirecek, doğru hedefler koyup bu hedeflere ulaşmayı kolaylaştıracak politikaları oluşturan yapısal reformlara ihtiyaç olduğunu söylemek durumundayız. Fakat bu reformların statik değil, dinamik olması gibi de bir ön şart koymamız gerekiyor.

Önümüzdeki on yıllarda enerji başta olmak üzere, bilinen tüm paradigmaların derdest olacağı bir dönem yaşanacak ve Darwin’in dediği gibi, ne en güçlü olanlar ne de en zeki olanlar var olmayı başarabileceklerdir. Yaşam, sadece değişime adapte olanlar için var olacak. Bu değişim ise önümüzdeki çeyrekte, yalnızca Ar-Ge ve inovasyonla mümkün görünmektedir. (Melih Soner Çeliktaş, 2015, s. 31-32)

Endüstri 4.0’ın Önündeki Engeller

Endüstri 4.0 stratejisinin hayata geçmesinde ilk aşamada donanım ve yazılım bölümünün hayata geçmesi bir problem teşkil etmeyecek gibi görünüyor. Çünkü donanım ve yazılım için kullanılacak enerjinin az olacağı düşünüldüğünde ve internet protokolünün 6. sürümü IPv6 le birlikte milyarlarca cihazın internete bağlanmasının yolu açıldığından başlangıç olarak bir sıkıntı olmayacak demektir. Fakat üretim süreçlerinde kullanılacak makinelerin hepsinin Endüstri 4.0’ın standartlarına uygun hale getirilmesi ve programlanmasının kolay olmadığı aşikârdır. Öte yandan diğer engelleri riske girmek istemeyen şirketler ve paydaşları arasındaki uzlaşmazlıklar, değişimin maliyetli olması ve bir sorun çıktığında yine malî sorun oluşturması ve üretim süreçlerinin bütünlüğünün korunması olarak sıralayabiliriz.

Bu yeni sanayi devrimine doğru yürüyüşü hızlandırmak için yeterli beceri ve bilgi eksikliği bulunmaktadır. Siemens, Bosch gibi büyük Alman firmaları yılların verdiği tecrübe ile bu süreçte başı çeken isim konumundalar. Sahip oldukları bilgileri en yeni teknolojiyle donatarak Endüstri 4.0 çağına en hızlı ayak uyduran isimlerden olacaklardır.

Endüstri 4.0 demek iş gücü talebinin azalması demektir. Bu neden kurumlarda buluna departmanlarda fazlalık tehdidi oluşturuyor. Öte yandan işverenler açısından da üçüncü sanayi devriminin ritmine ayak uyduran firmalarda endüstri 4.0 için genel bir isteksizlik havası bulunmaktadır. (TOBB, 2016, s. 18)

Yorumlara kapalı.

Menü